Şirin Bir Köy: Şirince
Yıllara meydan okumuş, kendini böylesine koruyabilmiş nadir köylerden birinde tarihi ama eğlenceli, şirince bir yolculuğa hazır mısınız? O zaman buyurun Şirince’ye…
Köyün girişinden itibaren hissettiriyor kendini Rum esintileri. Evler, insanlar herbiri tarihin sayfalarından kopmuş gelmiş gibi. Hele bir de şehrin merkezinde kalmak yerine köyün dört bir yanına dağılan o şirin Rum evlerinden birini tercih ettiyseniz bir an için kendinizi çağlarca öncesinde hissetmeniz kadar doğal bir şey olmayacaktır.
Şarabını bütün Türkiye’ye tanıtmış bu ufak Rum köyünün zeytinleri de tadılmaya değer. Şehirde kalmayı tercih edenler de bir sabah Şirince’nin o doğal kahvaltısını tatmadan ayrılmamalılar buradan. Köyün girişinde bulunan ve Türkiye’de nadir rastlanan Murano camları yapan ufak dükkan da görülmeye değer.
Turistlerin en az tarihi yerler kadar ilgisini çeken köy pazarında ise yok yok. Sizin de hoşunuza gidecektir.
Şirince yapımı zeytinyağlarından, el yapımı sabunlara kadar her şey var bu pazarda.
Anlatmakla olmaz, görmeniz gerek…
Kelimeler yetmiyor anlatmaya bu ufak Rum köyünü.
Öyleyse var mısınız Şirince’yi daha yakından tanımaya?
Şirince Manzarası
Şirince Sokakları
Gezilecek Yerler
Su Kemerleri
Çirkince Boğazı’ndan Şirince’ye doğru giderken solda gördüğünüz kemerler, Bizans dönemine aitler ve Saint-Jean Kilisesi’ne su ulaştırmak amacıyla yapılmışlar. Ne başı ne de sonu olan bu kemer Belevi’nden başlayıp karayoluna paralel gidiyor, vadiyi aşıyor…
Belevi Mezar Anıtı yakınlarında bulunan su kanallarına ait izlerin de bu sisteme ait olduğu tahmin ediliyor.
Şirince Su Kemerleri
Sütini Mağarası
Selçuk- Şirince yolu üzerinde uçurum bir kayalıkta bulunan mağara 13.yüzyıl hatıralarından.
Girişte Hristiyan azizlerine ait fresklerle karşılanıyorsunuz. Duvarlarda ise Çirkinceliler tarafından
kazınmış yazılar gözünüze çarpıyor. “Tanrı’nın kölesi Sotirikos”, “Ey İsa! Yardım et!” ve daha pek çoğu…
Yunanlı yazar Dido Sotiro burada da karşımıza çıkıyor ve romanında mağarıyı şu sözleriyle anlatıyor okuyucularına:
“…Mağaranın girişi kocaman kayalar ve çalılıklarla örtülü olduğu için bulmak imkânsızdı. On metre kadar sürünerek ilerledikten sonra diken gibi dikitlerle dolu bir düzlüğe ulaşılırdı. Fenerlerin ışığında titreyerek parıldardı dikitler. Mağaranın sonunda ise dipsiz bir uçurum vardı.”
Saint-Jean Kilisesi
Selçuk Kalesi ile aynı tepede yer alan kilise, çevrede bulunan Bizans eserlerinin en ihtişamlısı. Dış görünüşü böyle hissetmenize neden olsa bile kilisenin içine adımınızı atar atmaz yanıldığınızı fark ediyorsunuz. İçerideki ruhaniyet sizi de etkisi altına alıyor…
Eski bir efsaneye göre Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Saint-Jean bu tepeye gömülür. Mezarın üzerine 4.yüzyılda ahşap bir kilise inşa edilmiş. Bizans İmparatoru Justinien döneminde ise mimarlar eşi benzeri görülmemiş bir kilise yapmak üzere işe girişmişler ve dediklerini de yapmışlar. Kiliseyi gören Efesliler bu benzersiz yapıya hayran kalmışlar.
Planı haç şeklinde düzenlenen yapıya batı kanadından giriyorsunuz. Doğu-batı şeridinde uzanan ana yapı 6 kubbeyle örtülü. Kilisenin sütunlarında ise hala İmparator ve İmparatoriçenin monogramları görünüyor.
Şirince - Saint Johns Kilisesi
Denizli / Pamukkale / Hierapolis
Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölgesel potansiyel içindeki bir ünitedir. Kaynak, antik dönemlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan son ra, 320m uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70m.lik kısmi çökelmenin olduğu traverten katkatlarına dökülmekte ve ortalama 240-300m. yol kat etmektedir. Kaynaktan çıkan 35.6 Co sıcaklığında,içinde yüksek miktarda Kalsiyum Hidro Karbonat bulunan suyun havadaki oksijen ile olan teması sırasında Karbondioksit ve Karbonmonoksit uçarak,kalsiyum karbonat çökelmekte ve traverten oluşumuna sebep olmaktadır.Çökelti ilk etapta jel halindedir.Reaksiyon kimyasal olarak; Ca(HCO3)+O2 à CaCO+CO2+CO+H2O şeklindedir. Katkat havuzcuklarında ve katkat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halindedir.

Zaman içinde sertleşmekte ve traverten olmaktadır. Ancak ziyaretçiler tarafından katkatlar üzerinde gezilmesi ve oynanması, henüz yumuşacık haldeki kalsiyum karbonatların ezilmesine, dağılmasına neden olmaktadır. Travertenlere termal su kontrollü olarak belirli bir program dahilinde verilmektedir.Fazla miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su yosunlaşmaya ve dolayısıyla travertenlerde hoş olmayan kirliliğe sebep olmaktadır. Beyazlığın oluşumunda, hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkilidir. Çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit dengeye gelinceye kadar devam etmektedir. Yerinde yapılan analizlerde, kaynak başındaki suyun karbondioksit miktarı ortalama 725mg/1 iken, suyun travertenleri terk ettiğinde bu miktar 145mg/1′e düşmektedir. Keza kalsiyum bikarbonat da benzer şekilde 1200 mg/1′den 400 mg/1′e düşmektedir. Keza Ca 576/8mg/1′e düşmektedir. Bu analiz sonucuna göre, 1lt. sudan traverten üzerine 499.9mg. CaCO 3 çökelmektedir. Bu miktar 1 1/sn. su için günde 43191g. Çökelme demektir. Ortalama yoğunluğu 1.48g/cm3 alan kaplar. Suyun ortalama debisi 466.21/sn. olduğuna göre 13584m2 alan beyazlatılabilecektir. Pratikte bu şartları yerine getirmek güçtür. Ancak bu teorik yaklaşıma göre yılda 1mm. kalınlığında 4.9km2 alan beyazlatılabilir.

Hierapolis:
Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.
Kentin hangi eski coğrafi bölgede yer aldığı tartışılır. Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. Antik coğrafyacı Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis’in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Antik kaynaklarda, kentin Hellenistik dönem öncesi adı ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.
Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Kralları’ndan II. Eumenes tarafından MÖ.. II. YY.’ başlarında kurulduğu ve Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.
Hierapolis, Roma ımparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, Hellenistik kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür. Deprem kuşağı üzerinde bulunan kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra kent, tüm Hellenistik niteliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır. Hierapolis Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. ısa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, XII. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir.
Tags: 22, 3, 4, 5, Antik, Aras, Arkeoloji, bergama, beyaz, bilgi, Bir, Bizans, Bu, çok, de, denizli, doğru, El, En, Eski, Ev, gelin, gezi, hac, Hakkında, için, Kaya, Kenti, kim, kış, KRAL, Lara, mu, NEDEN, PAMUKKALE, Program, son, St, TAN, TERMAL, Tip, tur, Türk, Ucu, unlu, ve, Yaz, yolSafranbolu-Karabük
Safranbolu;
Tarihin Dondurduğu Yer
Anadolu’nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuş Kent ve çevresinde tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamış.

Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne dâhil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiş.
Safranbolu; Adını bu bölgede yetişen “safran” bitkisinden alıyor ama tarihi evleri ve konakları çoktan safranı geride bırakmış bile.
Evlerin yoğun olarak bulunduğu çarşı bölgesinde, han, hamam, çeşitli meslek kuruluşlarına ait çarşılar, köprü ve çeşmelerin bulunduğu kale, saat kulesi ve gezginleri ağırlayan tarihi dokunun yanı sıra, yayla, mağara, kanyonlar ve Safranbolu’ya komşu Yörük köyü, Yenice, Eftani, Ovacık, Eskipazar gibi yerleşim bölgeleri de görülmeye değer güzellikler sergiliyor.
Sürekli yapılan restorasyon ve düzenlemelerle makyajlanan tarihi kent. Ziyaretçilerini tiyatro dekoru veya dev bir maket gibi karşılıyor. Karabük içinden geçip Safranbolu’ya yöneldiğiniz zaman tepede karşılaştığınız yerleşim alanında günümüz mimarisinin yanı sıra tipik Safranbolu evlerine de rastlıyorsunuz ama bozulmadan içine yeni yapı karışmadan kalabilmiş gerçek Safranbolu biraz daha aşağıda yer alıyor.
Tarihi kenti tepeden görüp kalbine doğru yaklaşırken, eski fakat bakımlı görüntüsü ile karşılaşıyorsunuz. Asfalt yol kentin yanından merkeze yakın geçerek uzanırken, mimari doku kendine has özellikler taşıyan tipik evleriyle açık hava müzesi içinde olduğunuzu müjdeliyor. Nereye gideceğinizi, neleri görebileceğinizi, nerelerden geçeceğinizi kısacası kentin genelini uzaktan incelemek istiyorsanız iki yakada iki önemli tepe size gözlerinize sığmayacak bir panorama sunuyor.

Gezilecek Yerler
Safranbolu’da sabah;
Sabahın ilk ışıklarıyla kendinizi Safranbolu çarşısına atın. Dükkan’lar yeni yeni açılmaya başlarken Arastanın meydanındaki kafeye oturun bir kahve söyleyin ama yanında muhakkak karadut olsun.

Karşınızda kafeye özgü bir not gözünüze çarparsa sadece okumakla kalmayın muhakkak not alın.
“Üçüncü sınıf bir yerde yaşayanlar yere çöp atar, kimse durup o çöpü almaz. İkinci sınıf bir yerde yaşayanlar yere çöp atar o çöpü toplayanlarda vardır. Birinci sınıf yerde ise kimse yere çöp atmaz yine de yerde çöp gören onu alır.”
Tabi bu sözden sonra etrafınıza dikkatlice bakın nasıl bir yerde olduğunuzu anlamak için…
Kahvenizi de içtiyseniz artık Safranbolu’yu gezebilirsiniz.

Eski Hükümet Konağı: 1904 yılında Kastamonu Valisi Enis Paşa tarafından yaptırılan, iki katlı görkemli bir taş yapıdır. 1976 yılında yanana bina, Kültür ve Turizm Bakanlığınca restorasyonu yaptırılarak “Kent Tarih Müzesi” olarak hizmete açılmıştır.
Saat Kulesi: Padişah III. Selim’in Safranbolu’lu Sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında yaptırılmıştır. Saat kulesi kare planlı olup, saati zembereksizdir. Restore edilen yapı, cuma, cumartesi, pazar günleri gezilebilir. Eski Hükümet Konağı’na çok yakındır.
Cinci Hanı: Safranbolu eşrafından Cinci Hoca olarak bilinen Karabaşzade Hüseyin Efendi tarafından 1645 yılında yaptırılmıştır. O dönemde İpekyolu güzergahında bulunmaktadır. Tamamen insan gücüne dayalı yapılan Han, Osmanlı mimarisinin en gelişmiş örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hanın demir kaplama orjinal kapısı halen korunmaktadır. Restore edilen han şu an otel olarak işletilmektedir.

İncekaya Su Kemeri: Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından İncekaya Köyü’nde yaptırılan su kemeri, ilçe merkezine 7,5 km uzaklıktadır. Su kaynağından ilçeye su getirilmesine yarayan kemer 110–220 cm genişliğinde, 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli görkemli bir yapıdır. Altındaki Tokatlı Deresi de kanyon gezisi için ideal bir parkurdur. Restore edilen İncekaya Su Kemeri’nin alt tarafına çeşitli etkinlikler için sahne ve oturma yerleri yapılmıştır.
Değirmenbaşı Su Değirmeni: Bağlar Değirmenbaşı semtinde bulunan değirmen restore edilmiş olup hem eski hem de yeni işlevi ile hoş bir geçmiş zaman tanığıdır.
Güneş Saati: 19.yy ortalarında yapıldığı sanılan basit tip yatay güneş saatleri sınıfına giren bu saat, sabah 06:40, akşam 17:20 arasındaki zamanı metal plakanın gölgesine göre gösteriyor.

Demirciler Çarşısı: İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek Lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içersinde çalışmaktadır. Çarşı gezinizde hatıralık demirlerden amayı ihmal etmeyin.
Kazdağlıoğlu Camisi: Tarihi çarşının girişinde, çok köşeli ve kiremit örtülü kubbesi ile dikkat çeken caminin yapım tarihi 1779′dur. Çevresindeki meydana ismini vermiştir.
Yörük Köyü: Safranbolu’ya 11 km uzaklıktaki bu “Müze Köy”e Safranbolu-Araç karayolu üzerinden gidilmektedir. Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında gerçek bir Türk-Türkmen Köyü oluşu ve tarihi yapılarının görkemi nedeniyle koruma altına alınmıştır. Safranbolu’nun küçük bir maketi gibi olan ve 93 eserin tescilli olduğu köyün camileri, çamaşırhanesi ve gezilen konakları Safranbolu turizmine önemli bir hareket ve çeşitlilik getirmektedir.
Uluyayla ve Sarıçiçek Yaylaları: İlçenin turizmini çeşitlendiren doğal güzelliklerinden olan Uluyayla ilçe merkezine 50 km, Sarıçiçek yaylası 8 km uzaklıkta bulunmaktadır. Öte yandan Kirkille Çamlığı, Gürleyik Orman İçi Dinlenme Alanı ilçenin önemli piknik yerlerindendir.
Tokatlı, Düzce, Sırçalı ve Sakaralan Kanyonları: Safranbolu’ya 13 km uzaklıktaki Düzce Köyü’nün biri girişinde, diğeri Kozcağız Mahallesi’ndeki kanyonlar foto safari ve yaban hayatı koruma alanı olarak düzenlen, bakir bir turizm seçeneğidir.
Kaçak (Lütfiye) Camisi: Çarşının Akçasu Mahallesi Kaçak semtinde. Akçasu Deresi üzerinde kemerler kurularak yapılmış bir yapı Caminin yapım yılı 1880′dir.
Mağaralar: Mencilis (Bulak) mağarası ile Hızar Mağarası Dünya Mağaracılık literatürüne girmiş ve yabancı mağara uzmanlarının sıklıkla ziyaret ettikleri jeolojik oluşumlardır.
Bulak(Mencilis) Mağarası: Bulak (Mencilis) Mağarası, Karabük’e bağlı Bulak Köyü’nün Safranbolu ile sınır teşkil ettiği mağara tabir edilen yerindedir. İlçe merkezine (Çarşı’dan 8,5), Bağlar Değirmenbaşı’ndan 5 km uzaklıkta. Mağaranın iki girişi bulunmakta İlk giriş, su çıkışının olduğu bir ağızdan yapılmaktadır. Ancak 30 m sonra bu çıkış bir sifonla sonlanmaktadır. İkinci giriş ise aktif çıkış ağzının arkasında yer alan tepenin solunda fosil bir ağızdan yapılmaktadır. Mencilis Mağarası’nın toplam uzunluğu 2.725 m. Mağarada 3, 5, 11 ve 15 m’lik dört iniş yer almaktadır.
Hızar Mağarası: İlçenin Danaköy hudutları içersinde. Bağlar Değirmenbaşı semtine uzaklığı 5 km Mağara yatay gelişmiş ve fosillerde oluşmaktadır. Büyük bir ağızdan girilen mağara bir ana galeri ve iki yan pasajdan oluşmaktadır. Bu mağaraların dışında Uluyayla’da henüz yeterince keşfedilmemiş büyük bir mağara girişi ile ormanın iç kesimlerinde derin çukurluk biçiminde ilginç jeolojik oluşumlar mevcuttur.
Ağzıkara Mağarası: Harmancık Köyünde bulunan Ağzı Kara Mağarasında sarkıt, dikit ve diğer jeolojik oluşumlar bakımından farklı bir güzellik ve zenginlik içermekte olup henüz turizme açılmamıştır.
Eski Tabakhane: Çarşının alt ucunda Akçasu ve Gümüş deresinin birleştiği alandaki eski tabakhane bugün sadece ismiyle mevcuttur. Tabakhane mescidi ile yıkık durumdaki tabakhane binası, korunmuş bir iki atölye tabakhanenin son tanıklarındandır.
Ulu Cami (Ayestefenos Kilisesi): Rumlardan kalan ve 1872 yılında yapılmış eski kilise, çevresindeki Skalion binası (Rum Mektebi) (1863) ile Papazın Konağı ilginç bir külliye oluşturmaktadır.
Ne Yapılır?
Safranbolu’yu doyasıya gezmek istiyorsanız kaldığınız otelin resepsiyon görevlileri veya ev pansiyonların sahiplerisize bu konuda yardımcı olacaklardır.
Çarşı ve Bağlar, tarihi Safranbolu’nun görmeye değer iki ayrı bölgesi. Geziye Çarşı’dan başlamalı. Önce Çarşı’nın kurulu olduğu vadiyi tepeden gören Hıdırlık Tepesi’ne çıkmalı. Bir park alanı olarak düzenlenmiş Hıdırlık Tepesi’nde kentin panaromik manzarası görülebiliyor. Aşağıda Cinci Hanı ve Hamamı, karşıda Kale, saat kulesi, tabakhane, eski evler, konaklar, hanrlar ve hamamlar bir bütün olarak önünüze seriliyor. Benzer bir manzarayı, Kale’den ve Hasan Dede Kayası ile Şahbalı sırtlarından da seyredebilir ve görüntüleyebilirsiniz.

Şimdi Çarşı’ya inebilirsiniz. Cinci Hanı ve Kaymakamlar Evi mutlaka ziyaret edilmesi gereken iki önemli eserdir. Kaymakamlar Evi, bir müze ev olarak düzenlenmiştir ve tarihi Safranbolu evlerinin tipik özelliklerini en iyi şekilde yansıtmaktadır.
Gezmenizde yarar olan yerler arasında Manifaturacılar sokak, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilen evlerin bulunduğu Arastaarkası ve Hükümet Sokaklar, Bakırcılar çarşısı, Demirciler Çarşısı, ve en önemlisi Yemeniciler Arastası (halk arasında Arasta diye anılıyor) bulunuyor. Arasta’da mola verip hem küçük hediyelikler alabilir, hem de bir şeyler yiyip içebilirsiniz.
Civardaki Yörük Köyü, Eflani ve Ovacık’ı ziyaret etmeye değer.
İncekaya su kemeri ve Bulak Mencilis Mağarasını mutlaka görmelisiniz.
Ne Yenir?
Özellikle hamurişleri yönünden zengin bir kültüre sahip olan Safranbolu’lu ailelerin haftasonu keyfinin önemli bir parçasıdır.
Safranbolu Bükmesi, Etli Yaprak Dolması, Peruhi, Safranbolu Baklavası, Kuyu Kebabı, Yayım (ev makarnası) Çorbası, Tereyağlı uzun pakla (Fasulye), Gözleme, Su Böreği, Safranlı Zerde Tatlısı kaçırmamanız gereken yöresel yemeklerendir.
Her zaman taze satılan, fındıklı, şamfıstıklı, güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu Lokumu, Safranbolu Evleri kadar ünlüdür. Hem tadına bakın, hemde yanınıza alın.
Nerede Kalınır?
Safranbolu’da tarihi konakların çoğu restore edilip turistlere konaklama amacı ile sunuluyor.
Safranbolu’da kaldım demek için, mutlaka konaklarda kalmalısınız.
Yok ben illa otelde kalacam derseniz Cinci Han iyi bir alternatif.
İşte koanklardan birkaçı:
Tahsin Bey Konağı: Türk evi dekorlu 7 0dalı çok şirin bir tesis
(0370) 712 60 62
Havuzlu Konak: Osmanlı nostaljisine düşkün olanlara güzel bir mekân
(0370) 725 28 83- 712 66 92
Nasıl Gidilir?
Arabayla gidecekseniz, İstanbul-Ankara karayolunun Gerede sapağından sapın ve Karabük yönüne devam edin. 82 km. sonra Karabük’e, 8 km. sonra da Safranbolu’ya geleceksiniz. Safranbolu İstanbul’a 390, Ankara’ya 230, Karabük’e 8, Bartın’a 74, Kastamonu’ya ise 104 km. uzaklıktadır.
Otobüsle gidecekseniz Ankara-Karabük ve İstanbul-Karabük seferleri oldukça sık. Karabük’ten Safranbolu’ya da minibüs bulmak hiç zor değil.
Tarih
Bölge Antik devirde Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Pondlar, Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.
Saftanbolu 1196 tarihinde Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın oğlu Muhiddin Mesut Şah zamanında Türklerin eline geçmiştir. Tarihi süreç içerisinde ise 1213-1280 tarihleri arasında Çobanoğullarının, 1326-1354 tarihleri arasında Candaroğulları’nın, 1354-1402 ve 1423 yılından itibaren de Osmanlıların egemenliğine girmiştir.
Safranbolu’nun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı 17-19.yüzyıllarda en üst düzeye uluşmıştır. Günümüzde anılan yıllara ilişkin yapıları, çevresel dokusu içersinde görmek mümkündür. Cinci Hanı, Cinci Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, Kazdağlıoğlu Camisi, Dağdelen Camisi, Hidayetullah Camisi, Tokatlı Köprüsü, İncekaya Su Kemeri, Saat Kulesi, tarihi çeşmeler ve Arastalar ile kentin üzerinde kurulduğu kemerler devrinin tanıklarıdır.
Bu dönemde yöreden yetişen Kazasker Cinci Hoca, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya Salih Paşa Osmanlı sarayı ile yakın ilişkilerin kurulmasını sağlamışlardır. Ünlü Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa da bir dönemde Safranbolu’da ikamete tabi tutulmuştur. Özellikler Cinci Hanı’nın yapılması ile İpek Yolu’nun Safranbolu’dan geçmesi yörenin Ticaret, üretim, geleneksel el sanatları bakımından ekonomisini geliştirmiş, sosyal hayatını zenginleştirmiştir.
ÖZDERE (İzmir)
KASURA, DIOSHIERON, KESRİ, KESRE, ÖZDERE
Tarih sayfaları beldemizi; Hititler döneminde ‘Kasura’, İyonyalılar’da ‘Dioshieron’, Osmanlılar ‘ da ‘Kesre’ adıyla yazarken 1960′lı yıllarda şimdiki adı ‘Özdere’ ile tanışmıştır.
M.Ö. 5000 yıllarına uzanan İzmir kentinin bir parçası olan Özdere, 28 ulusu bereketli topraklarında bağrına basmıştır. İklimi ve doğası ile ‘Uygarlıkların Beşiği’ olan Ege’nin şirin bir kıyı beldesidir.
Günümüzde 40km’lik sahil şeridi ile Ege’nin masmavi sularıyla kucaklaşan Özdere, 85 km²’lik alan üzerinde kış aylarında 13 bin, yaz sezonunda ise 100 bin nüfusu ağarlar.
İzmir İli, Menderes İlçesi’nin Bakanlar Kurulunca onaylı tek Turizm Beldesidir. Belde içerisinde kıyıdan çeşitli uzaklıklardaki irili ufaklı otel, motel, tatil köyü ve pansiyonları, ev pansiyonculuğu ile toplam yatak sayısı 7 bini aşmaktadır. Türk Hava Kuvvetleri ve Merkez Bankası Eğitim Kampları’nın yatak sayıları toplamı 3 bin 500 civarındadır. Orman Bakanlığı Kalemlik Milli Parkı ise eşsiz güzelliği ile kamping ve günü birlik turizme hizmet vermektedir.
Turizm halkın en önemli gelir kaynağıdır. Tarım, hayvancılık ve balıkçılık ise diğer uğraş alanlarıdır.
İnce kabuklu, çekirdeksiz ve mis kokulu ‘Satsuma’ cinsi mandalinası, dünya ülkelerinin sofralarını süsler.
Tarihi ören yerlerine yakınlığı kadar, Adnan Menderes Havalimanı ve Selçuk Efes Havalimanı’na, Kuşadası ve Çeşme limanlarına yakınlığı Özdere’yi kara ve deniz yolları ile dünyaya açılan bir pencere haline getirmiştir.
Denizi, sahili, kumu, güneşi, ormanı ve havası ile Özdere’yi anlatmak değil, yudum yudum yaşamak gerek diyorum. ‘Herkesi ‘Doğa Sevdası Özdere’ yi’ görmeye ve doya doya yaşamaya davet ediyorum.









Giresun Tirebolu

Tags: 22, 3, 4, 5, alabalık, altı, altın, Aras, Aşk, bakım, Bir, Bizans, boyu, Bu, çalış, Cenneti, Çeşme, çok, dağlar, daha, de, Doğa, Doğal, doğan, dünya, Ekonomik, El, En, Eski, Ev, gelin, Gümüş, Güney, hac, hale, hare, için, İstanbul, Kalesi, kara, Kaya, kim, kış, Kız, Köyleri, Köyü, KRAL, kumsal, Lara, mu, oto, resim, Resimler, saat, sadece, şehir, şirin, son, St, TAN, taş, Taşlar, Tığ, Tip, Trabzon, tur, Turizm, Türk, Turu, Ucu, unlu, ve, Yaz, yolTARİHİ
Tirebolu’nun ismi, Yunanca üç şehir demek olan Tri+Polis’ten gelmiştir. Şehir bu adı bir görüşe göre,”yan yana bulunan üç burun üzerinde ve onların arkasında kurulmuş olmasından” diğer bir görüşe göre de “Merkez, Bedrama ve Andoz adlarında üç kaleden dolayı almıştır.”
Strabon (M.Ö.63 - M.S.23), burada daha önce İschopolis’in bulunduğunu, İschopolis, Argyria ve Philokaleia adında üç şehir halkının toplanması sebebiyle Tripolis denildiğini söyler. Prof.Dr. Fahrettin KIRZIOĞLU ise, “KIPÇAKLAR” adlı eserinde Tirebolu adının, Kıpçak Türkleri’nin ataları olan Kimmerler’in (M.Ö. VII. Yüzyıl) Direl boyunun adını taşıdığını söylemektedir.
Tirebolu, Tiripolis şeklinde ilk defa, M.S. I. yüzyılda yazılmış olan Plinius’un “Natural History” adlı eserinde kaydedilmiştir. Pilinius (23-79) eserinde, Tirebolu (Tiripolis) kalesi ile Tiripolis Çayı olarak anılan Harşit Çayı’ndan bahsetmiştir. Bazı kaynaklarda da Tripoli ve Driboli isimlerinden de bahsedilmektedir.
Tirebolu, M.Ö. VII. yüzyılda (takriben M.Ö.656) Miletoslular tarafından kurulmuştur.Pilinius’a göre; Miletoslular, Karadeniz kıyılarında 90 kadar şehir kurmuşlardır. Bu şehirler arasında Sinop (Sinope), Samsun (Amisos), Giresun (Kerasus), Trabzon (Trapezus), Ordu (Kotyora) ve Tirebolu (Tripolis) şehirleri sayılmaktadır.
Atinalı Ksenephon (M.Ö. 430-355) onbinlerin dönüşünü anlattığı “ANABASİS” adlı eserinde, M.Ö. IV. yüzyılda (M.Ö.401) Doğu Karadeniz Bölgesi’inde Kolhlar’ın, Driller’in Halibler’in, Tibarenler’in, yaşadığını yazar. Bütün bu toplulukların hangi soydan geldikleri meçhul dur. Yalız, onlardan hiç birinin Yunan asıllı olmadığı kesindir. Tirebolu yöresinde, bu kavimlerden hangisinin yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir.
Tirebolu, daha sonraları İskender ve halefleri, Pontus Kralliği, Roma ve Bizans Devirlerini yaşamıştır.
Haçlı Orduları’nın İstanbul’u işgal etmeleri üzerine, Trabzon’a kaçan Alexius’un, 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kurmasından sonra, Tirebolu bu devletin hakimiyetine girmiştir.
1397 yılında Giresun şehrini Fetheden Hacı Emir Oğlu Süleyman Bey, 1398 yılında Osmanlı hakimiyetine girince, Tirebolu, Trabzon Rum İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında sınır olmuştur.
Tirebolu’nun Osmanlı egemenliği altına girmesi ise, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed Han zamanında gerçekleşmiştir.
Trabzon’un fethinden önce Türkmenler’in fetihleri ve sahillerin Türkleşmesi muntazam şekilde ilerlemiş, Tirebolu’ya dayanmış, dağlık bölgelerde de Çepniler, Rum hudutları içine girmişlerdi.
Prf. Dr. Faruk SÜMER, “Tirebolu Tarihi” adlı eserinde, Osmanlıların geldiklerinde yerli halk olan Rumların sadece kıyılardaki, Görele, Tirebolu ve Giresun kalelerinde yaşadıklarını, kırlık kesimin Oğuzların Çepni boyunun elinde bulunduğunu söylemektedir.
I. Dünya Savaşı (1914 - 1918) yıllarında ise; Tirebolu halkı çok acılar çekmiştir. Ruslar, 19 Nisan 1916′da Trabzon’u işgal ederek, buradan da Harşit Çayı’nın Doğu kıyısına kadar gelmişler, ancak Tirebolu’yu işgal edememişlerdir. Halk, Karadeniz’de Sinop’a kadar olan yerleşim bölgelerine göç etmiştir. Bu gün bile hafızalardan silinmeyen “muhacirlik” başlamış, Tirebolu yağmalanmış ve yakılmıştır.
Rusların 12 şubat 1918′den itibaren çekilmesinden sonra Pontus çetecileri ve bunları besleyen Yunan savaş gemileri ile mücadele edilir.
Mondros Mütarekesi’nin 30 Ekim 1918′de imzalanması üzerine, Karadeniz kıyılarında yaşayan Rumlar, Pontus Devleti’ni kurmak için harekete geçmişlerdir. Rumlar’ın kurmak istedikleri Pontus Devleti’nin batı hududu, Samsun’a kadar uzanıyordu. Bu durum karşısında Türkler de memleketlerini savunmak için çeşitli cemiyetler kurmuşlardır.
Halkı İstiklal Mücadelesi için şuurlandırıp teşkilatlandıranlardan birisi; gönüllü olarak Balkan Harbine katılan, Pontusçu Rumlara karşı amansız mücadelesi ile tanınmış olan Giresunlu Osman Ağa (Topal Osman); diğeri de dilde Türkçülük akımının öncülerinden, Balkan ve I. Dünya Savaşı’na katılmış, Giresun Askerlik Şubesi Başkanı olan 42. Alay komutanı olarak katıldığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde 30 Ağustos 1921 günü şehit düşen Tirebolulu H. Avni Alparslan Bey’di.
İzmir’in 15 Mayıs 1919′da işgali üzerine Tirebolulu Türkler, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919′da bir miting tertipleyerek, İzmir’in işgalini protesto etmişler, gönderdikleri telgirafta vatanlarını son nefeslerine kadar koruyacaklarını ve bu hususta her türlü fedakarlığa hazır olduklarını bildirmişlerdir. Tirebolu, Milli Mücadele’de 248 şehit vermiştir.
Osmanlı döneminde idari bakımdanTirebolu, 1515 yılında Trabzon Sancağı’na bağlı, Kürtün kazasındaki dört kaleden ikincisi olduğu görülür. Evliya Çelebi, Tirebolu’yu Trabzon’un bir nahiyesi (1640), Kâtib Çelebi de kazası olarak gösterir(1732). 1856 - 1861 yılları arasında Gümüşhane sancağına bağlanan ilçe, tekrar Trabzon’un kazası olmuştur. 1920 yılının sonlarında mutasarrıflık haline getirilerek Giresun’a bağlanmıştır.
1874 yılında kaza olan Görele, 1957 yılında kaza olan Espiye, 1990 yılında kaza olan Doğankent, Yağlıdere, Güce daha önce Tirebolu’nun nahiye ve köy merkezi idiler.
COĞRAFYA
Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan Tirebolu’nun toplam yüz ölçümü 41053 hektardır. İlçe Giresun iline 44 km., Trabzon iline ise 90 km. uzaklıktadır. Doğuda Görele ve Çanakçı, batıda Espiye, güneyde Doğankent ve Güce, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.İlçe genellikle dağlık olup, dağlar kıyıya paralel olarak uzanmıştır. Bu dağlar Giresun dağlarının en yüksek kesimini oluşturur. Bu dağlar arasındaki derin vadiden geçen Harşit çayı, Giresun ilini doğuya bağlayan tek yoldur.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede ekilip dikilebilir alanlardan 15 bin hektarlık alanında fındık, 3 bin hektarlık kısmında ise çay yetiştirilmektedir. 10 bin hektarlık orman ve 9 bin hekterlık çayır ve mera alanı bulunur.
İlçede yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektedir. Ortalama sıcaklık 15 derece olup, en sıcak ay Ağustos, en soğuk ay Şubat ayıdır. İlçe her mevsim yeteri kadar yağış almaktadır.
İlçenin 7 mahallesi ve 53 köyü bulunmaktadır. 1997′yılı nüfus sayımı sonucuna göre toplam nüfusu 38.692 olup ilçe merkezinin nüfusu ise 17.325 dır. İlçeden bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin nüfusu sürekli azalmakta.
EKONOMİ
Ekonomik yapı çoğunlukla fındık tarımına, hayvancılığa, balıkçılık, arıcılık ve ormancılığa dayanır. Fındığın yanı sıra, mısır,sebze, meyve ve çay tarımı da yapılmaktadır.Deniz balıkçılığı yanında son yıllarda alabalık yetiştiriciliği de büyük gelişme göstermiştir. Ayrıca arıcılık son yıllarda önemli bir gelişme göstermiş.
Tirebolu’da başlıca sanayi kuruluşları olarak; biri Çay-Kur’a, üçü de özel sektöre ait olmak üzere dört Çay Fabrikası, biri Fiskobirlik’e ait olmak üzere dört fındık kırma fabrikası ile kereste fabrikaları bulunmaktadır.
İlçenin dışarı ile bağlantıları kara yolu ile olup, Espiye’ye 10, Gücey’e 20, Doğankent’e 33, Göreley’e 17 km uzunluğundaki yollar asfaltdır. İlçenin tüm köylerinde yol olup bu yolların çoğu sıtabilizedir. Son yıllarda betonlaşma çalışmaları sürdürülmektedir.
TURİZM
Doğa turizmi yönünden büyük bir potansiyele sahip olan ilçede kumsal sahiller bulunmaktadır. İlçede Turizm yönünden gerekli alt yapı tamamlanırsa, bir turizm cennetine dönüşebilir. Yörede yayla turizmini canlandırmak için çeşitli yaylalarda şenlikler düzenlenmektedir.Tarihi ve Doğal yapılar arasında, Merkezde Senjan (Merkez) ve 15 km. içerde Harşit Çayı’nın doğu yamacında Örenkaya köyünde Bedrama kaleleri, yine merkezde hamam, Selim Ağa Çeşmesi, Gacan Çeşmesi, Siyam Oğlu Çeşmesi, Naib Zade Çeşmesi, Çatal Çaşme, Senjan kalesinde bulunan mezar taşları sayılabilir.
Tüm bunların dışında Tirebolu’nun kıyı özellikleri, bitki örtüsü, iklimi benzersiz olup görmeye değer. Güneşin ayni gün içinde denizden doğup yine denize batışını bu şirin ilçeden izleyebilirsiniz.
YAYLACILIK
İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan otlatmak için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda, Temiz dağ havası alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile bu yaylalara üç-dört saatte gidilip gelinmektedir. İlçenin meşhur yaylaları olan, Kazikbeli, Güvende, Karaovacık, Yaşmaklı Ağaçbaşı… yaylalarında Haziran, Temmuz aylarında çeşitli şenlikler düzenlenmektedir.
Kazikbeli yaylasında, Haziran ayı içinde bir ayağını kara diğer ayağını yeşiller içine basıp yediğin et kavurmasının üzerine buz gibi su içebilirsin.
ÖRF VE ADETLER
Kültürel değerler, alışkanlıklar, gelenekler ve adetler yönünden Giresun ili ile benzerlik göstermektedir. Dikenucu kavurması, Sakarcadan tava, ısırgan yemeği, karalahana unnaması, diblesi (pirinçli) ve döşemesi, balık ve mantar salamurası yöreye özgü yemeklerdir.Tirebolu ve yöresinde il çevresinde olduğu gibi iğne oyası, örme, semercilik, ağaç oymacılığı, el kilim ve halıcılığı, hartama ve tabanca süslemeleri önemli el sanatları arasındadır.
Gecek Kaplicasi Afyon

Gecek Kaplicasi diger adiyla Gecek Termal tesiler, Afyon merkezine 18 km. uzaklikta Afyon-Kütahya yolu üzerindedir. Kaplica sifali sularinin yanisira mesire yeri olarak da ünlüdür.
Gecek kaplicasinin suyu sodyum klorür ve bikarbonat bilesiminden olusmaktadir. Suyun sicakligi 46-71 oC, debisi ise 20 lt/sn.dir.
Kaplica suyu romatizmal hastaliklar, solunum yolu hastaliklari, kadin hastaliklari, kemik ve kireçlenme rahatsizliklari, sinir ve kas yorgunluklarina iyi gelmektedir.
adet 6 kisilik dublex havuzlu villa mevcut olup bunlardan 36 adedi devre mülk olarak kullanilmakta 9 adedi kiraya verilmektedir. Ayrica 1’i bayanlar 1’i erkekler için olmak üzere iki tane kapali havuz mevcuttur.
Tags: afyon, Gecek, KaplicasiÖmer Kaplicasi - Afyon

Afyon-Kütahya karayolu üzerinde, Afyon merkezine 15 km. uzakliktadir. Ömer kaplicasi adini Ömer Dede yatirindan almistir.
Ömer Kaplicasi’nin 46-71 oC sicakliktaki suyunun debisi 17 lt/sn.dir. Kaplica suyunun kim- yasal özelligi sodyum klorür, bikarbonat ve hipertermal içermektedir. Su ayrica litrede 1 gr.dan fazla CO2 ihtiva etmesi nedeniyle gazli sular grubuna girmektedir.
Kaplica suyu romatizmal hastaliklar, solunum yolu hastaliklari, kadin hastaliklari, kemik ve kireçlenme rahatsizliklari, beslenme bozukluklari ile sinir kas yorgunluklarini tedavi etmektedir. adet villa 175 yatak kapasitelidir. 20 yatakli ve 12 oda 48 yatakli, 2 adet apart otel mevcuttur. 1 adet kapali yari- olimpik yüzme havuzu, 2 adet Türk Hamami, 1 adet büyük kapali yüzme havuzu bulunmaktadir.
Tags: afyon, Kaplicasi, ÖmerHüdai Kaplicasi - Afyon
Sandikli ilçesinin 8 km. güneyinde bulunur. Sandikli Belediye Baskanligi tarafindan isletilen kaplicada tesisler oldukça fazladir. Kaplicada sifali sular jeolojik bir çatlagin degisik yerlerinden zengin kaynaklarindan çikan sifali sularin isisi 80-85 oC dir. Sodyum sülfatli ve bikarbonatli olan sularin radyoaktivitesi 8 ile 72 eman arasindadir. Hüdai Kaplicalari radyoaktivide bakimindan Türkiye’de ilk sirayi almaktadir.

Hüdai Kaplicasi, eskiden beri bilinen ve kullanilan bir kaplicadir. Ilk Hristiyanlik devrinde o civarin baspiskoposu Hieropoliste (Koçhisar) Sen Misel bu kaplicada hastalari tedavi ederek mucizeler göstermis, bundan dolayi eski kitaplara Sen Misel’in Mucizeleri diye geçmistir. Bu sifa kaynagi dolayisiyla Hieropolis Mukaddes Sehir olarak taninmis, diger kaplicalarla beraber Afyon Iline Frigya Salutaris (Sifali Frigya) adi verilmistir. Kaplicada Bizans devrinden kalma hamamlar vardir.
Kaplicanin özelligi sifali çamurlaridir ve çamur banyolari ile adini duyurmustur. Toprak 68 derecelik sifali suyla karistirildigindan 40-45 derecelik bir çamur ortaya çikar. Çamur banyosunda kalma süresi dayanma gücüne göre 6-7 dakikadir. Günde 1 defa girmek yeterli olmaktadir. Su ban- yosuna günde 1-2 defa girilebilir.
Kaplica suyu ve çamurunun tedavi ettigi hastaliklarin basinda eklem ve omurga kireçlenmesi rahatsizliklari gelmektedir.
Su Banyosu : Romatizmal hastaliklari, kadin hastaliklari, cilt hastaliklari, kemik ve kireçlenme rahatsizliklari, solunum yollari hastaliklari, felçler, kirik çikik sekelleri, hemiploji, kalp ve damar hastaliklarinin tedavisinde,
Çamur Banyosu :Romatizmal hastaliklar, kemik ve kireçlenme rahatsizliklarinin tedavisinde.
Içmeler : Sindirim sistemi hastaliklari ve solunum yollari hastaliklarinin tedavisinde kullanilmaktadir.
Hüdai Kaplicasi küçük bir tatil köyü görünümünde olup yil boyunca sifa arayanlar için hizmet vermektedir.
Sandikli Belediyesince isletilen 2 yildiz niteliginde 32 oda 64 yatak kapasiteli ve 3 yildiz niteliginde 132 oda, 264 yatak kapasiteli iki otel vardir. Ayrica havuzlu-müstakil banyolu 1029 yatak kapasiteli 343 daire bulunmaktadir. Banyosuz 240 dairenin yatak kapasitesi ise 720’dir.
Kaplica tesisleri 3 kapali büyük yüzme havuzu, 2 açik büyük yüzme havuzu, 600 kisi/saat kapasiteli çamur kürü banyosu, 2 adet kükürt banyosu, 3 adet çelikli havuzu, 3 adet saatlik banyodan olusan bir gruptur.
Yaz sezonunda kamping yapma imkani bulunan kaplicada her türlü ihtiyaçlari kaplica tesis-lerinden saglamak mümkündür. Ulasim sorunu olmayan kaplicaya Sandikli ilçe merkezinden her 15 dakikada otobüs gidip-gelmektedir. Çevre düzenlemesi yapilmis, bütün sosyal tesisleri bulunan kaplica; iyi bir dinlence ve saglik turizmi için mükemmeldir.
Tags: afyon, Hüdai, KaplicasiGazligöl Kaplicasi Afyon
Gazligöl Kaplicasi : Il Merkezine 21 km. uzaklikta Eskisehir karayolu üzerinde Ihsaniye ilçesine bagli Gazligöl kasabasi içerisindedir.
Gazligöl kaplicasinin 45-68 oC sicakliktaki suyunun debisi 9 lt/sn.dir. Kimyasal özelligi ise hiperterm, hipotenik, alketihir karbonatli ve hafif radyoaktif bilesiminden olusmaktadir.
Sifa Özellikleri 2 türlü uygulanmaktadir.
1-Içme Tedavisi
2-Banyo Tedavisi
Içme Tedavisi : Kaplicada içme suyu olarak kullanilan sifali su sodyum bikarbonatli sular grubundandir. Bu suyun ilik sekilde içilmesi halinde agrili ve spazmali böbrek hastaliklarina mide rahatsizliklarina, karaciger, safra yollari ve bagirsagin spastik agrilarina tavsiye edilmektedir.
Banyo Tedavisi : Romatizma, nevralji, nevrit, artroz, kadin hastaliklari ve saboreik deri hastaliklarina tavsiye edilmektedir.
Tedavi Tesisleri : Kaplicada halen 5 adet umumi havuzlu hamam, 4 adet havuzlu dubleks villa, 16 adet de çift odali küvet tipi banyolu üniteler bulunmaktadir.
5 adet umumi havuzlu hamamlardan bir adedi tarihi ve sifali içme suyuna havi, digeri ise cilt hamami olarak adlandirilan ve özel kaynak suyu bulunan hamamdir.
Bu iki hamamda hem kaynak suyu hem de sondaj suyu mevcuttur. Tedavi sicak su içilerek ve banyo alinarak yapilmaktadir.
Diger 3 hamamda ise sondaj suyu mevcuttur. Içmek içinde sicak sifali su bu hamamlarda da mevcuttur.
Konaklama Tesisleri : Kaplicada (ABCD) olarak siniflandirilan üniteler ile 4 adet dubleks villa bulunmaktadir.
(A) sinifi ünitelerden 16 adedi tek odali olup içerisinde birisi çift kisilik olmak üzere 3 yatak, mutfak, tuvalet, buzdolabi ve ocagi ile yeterli sayida masa, sandalye ve gardrop mevcuttur.
Yine (A) sinifi ünitelerden 16’sinda ise yatak, mutfak,tuvalet,buzdolabi,bütangaz,yeterli masa, sandalye ve gardrop mevcuttur. Üniteler kaloriferlidir.
(B)sinifi ünitelerden 16 adedi çift odali olup küvet tipi banyoludur. Bu ünitelerde en az 4 yatak (birisi çift kisilik), mutfak,tuvalet,buzdolabi,bütangaz,yeterli masa, sandalye ve gardrop mevcuttur. Üniteler kaloriferlidir.
üniteler 10 adet olup, 1 oda, mutfak tuvaletten olusan 2 yatakli ünitelerdir. Bunlarda kalorifer yoktur.
( D ) sinifi üniteler 10 adet olup, 1 oda, mutfak tuvaletten olusan 2 yatakli ünitelerdir.
Bunlarda kalorifersizdir.
Kaplicada 6 adet havuzlu dublex villa mevcuttur. Bunlarin tamami tam tefrislidir.
Isletme Müdürlügünce isletilen yatak kapasitesi 215’tir. Ayrica Gazligöl Kaplicasinda özel kisilerce isletilen 11 otel, 776 yatak, 17 pansiyon, 284 yatak olmak üzere yaklasik: 2000 yatak kapasitelidir.
Tags: afyon, Gazligöl, Kaplicasi
-
Alanya Arkeoloji Müzesi
-

Alanya Arkeoloji Müzesi 1967 yilinda ziyarete açilmistir. Müze arkeoloji ve etnografya bölümlerinden olusmaktadir. Müzenin belli basli eserleri, Alanya çevresinde bulunan ve MÖ.625 yilina tarihlenen Fenike Yazitlari, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait mimari parçalar ile heykellerdir. Ayrica Prehistorik Çaga ait buluntular, Eski Tunç, Urartu, Frig ve Lydia dönemine ait eserler bulunmaktadir. Bu eserlerden bazilari Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden getirilmistir. Bronz, mermer ve pismis topraktan eserler, cam ve mozaikler de müze koleksiyonlarini tamamlamaktadir. Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait sikkelerle Osmanli dönemi paralari da müzede yer almaktadir. Son yillarda yörede yapilan kazilarda çikan eserlerin bir bölümü de burada sergilenmektedir. Müzenin etnografik eserler bölümünde, Türk ve Islam dönemlerine ait yazma, maden, ahsap eserler ile Alanya çevresinden derlenen Yörük kilimleri, giysiler, takilar, heybeler, ala çuvallar, isleme örnekleri, delici ve atesli silahlar, günlük kullanim esyalari bulunmaktadir. Karaman dilinde yazilmis bir yazit müzenin önemli eserleri arasindadir. Müzede düzenlenen bir odada Alanya evi yasantisi ile gözler önüne serilmistir. Müze bahçesinde Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanli dönemlerine ait mimari parçalar, tas eserler sergilenmektedir.
-
-
Bronz, mermer ve pismis topraktan eserler, cam ve mozaikler de müze koleksiyonlarini tamamlamaktadir. Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait sikkelerle Osmanli dönemi paralari da müzede yer almaktadir. Son yillarda yörede yapilan kazilarda çikan eserlerin bir bölümü de burada sergilenmektedir.
-
Müzenin etnografik eserler bölümünde, Türk ve Islam dönemlerine ait yazma, maden, ahsap eserler ile Alanya çevresinden derlenen Yörük kilimleri, giysiler, takilar, heybeler, ala çuvallar, isleme örnekleri, delici ve atesli silahlar, günlük kullanim esyalari bulunmaktadir. Karaman dilinde yazilmis bir yazit müzenin önemli eserleri arasindadir. Müzede düzenlenen bir odada Alanya evi yasantisi ile gözler önüne serilmistir. Müze bahçesinde Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanli dönemlerine ait mimari parçalar, tas eserler sergilenmektedir.
- Pergamon Surları (Bergama) İzmir
- Lüksemburg - Coğrafi Verileri, Nüfus Bilgileri, Ekonomik Göstergeler
- Spil Dağı Milli Parkı - Manisa
- Edremit Körfezi - Akçay-Balıkesir
- Köroğlu Dağları-Bolu
- Günü Birlik Tatil İstanbul Kilyos
- Beypazarı ve Evleri Hakkında
- 1994 yılında milli park ilan edilen - Kaçkar Dağları
- Kerpe,Kefken,Cebeci,Bağırganlı,Pembe Kayalar
- Asos ve Sokakağzı
- Şirin Bir Köy: Şirince - izmir
- Denizli / Pamukkale / Hierapolis
- Safranbolu-Karabük
- ÖZDERE (İzmir)
- Giresun Tirebolu
- Gecek Kaplicasi Afyon
- Ömer Kaplicasi - Afyon
- Hüdai Kaplicasi - Afyon
- Gazligöl Kaplicasi Afyon
- Alanya Arkeoloji Müzesi
- Yason burnu Yarimadasi
- Antalya Antalya Kiliseleri
- Artemis Tapınağı
- kıyıköy ( Kırklareli )
- Boğsak Adası (Mersin)
- Pisa Kulesi - İTALYA
- Abana İlçesi’nin Coğrafi Durumu
- Okyanusta oluşan dev dalgalar
- Bora Bora adalarında tatil
- Güney Sibirya tatil resimleri
- Cape Town tatil resimleri
- Bizans Kilisesi (Alanya)
- Adana Tarihi Yerler - Eserler
- Machu Picchu Antik Kenti And Dağları
- Taşköprü / Kastamonu
- amsterdam resimleri
- St. Pierre Kilisesi - Hatay
- İzmir Kordon boyu resimleri
- Samsun resimleri - Samsundan manzaralar
- Savur Resimleri
- Yüksekova Resimleri
- Tatil Yerleri Kars Beldesinden Harika Manzaralar
- TATİL YERLERİ İSKENDERUNDAN HARİKA MANZARALAR
- 2365
- Lodra köprüsü Resimleri
- Hatay-Titus Tüneli
- dolma bahçe sarayı resimler
- Efes Tatil Köyü Resimleri Ve Daha Fazlası Bu Sitede
- uludag tatil resimleri
- mardin vikipedisi ve gezilecek mekanlar
Yapılan Son Yorumlar
- Otel Guide: Gerçekten 4 * 4 lük bir otel Ankarada otel...
- Otel Guide: Bu otelde bir gece kaldım ve eğer mutlaka...
- bilet: teşekkürler.
- melek gul: burdakı yorumları merak edıyorum ama daha...
- agmehmet: SIĞACIK KALESİ Tarihin, do